

Belli ki Amerikan otomotiv sanayinin öncüleri, o topraklara ilk ayak basan atalarını onurlandırmak istemiş (belki de kendilerini “Frontier” atalarıyla özdeşleştirmiş) ve ürettikleri araçlara da bu tarihi şahsiyetlerin isimlerini vermişler.
Sonrasında başlayan eleştiriler bu maço isimlerin efsanesine gölge düşürmese de, otomotivciler durumu kurtarmak için pratik bir yol bulmuş. Bu sefer de karşı cephenin maço’larının isimlerini, ürettikleri otomobillere koymuşlar.
Buna hem nalına hem mıhına vurmak denmez de nedir? Ne denirse densin, bu durum tarihin en maço otomobillerinin Amerikalılar tarafından yapıldığı gerçeğini değiştirmez.
![]()
1960’ların sonu… Türkiye güzeli ve sinemanın parlayan yüzü Nebahat Çehre, kafasının üstünde, gerçek mermilerle kırılan rakı kadehlerinden bıkmış olacak ki, bir gece evi terk eder ve trenle Eskişehir’deki teyzesine doğru yola çıkar.
Ne Buick’miş ama! Hem güneşten ışık yontan sert adamları —bir süreliğine de olsa— karanlık kaderlerinden kurtarmış hem de Nebahat Çehre’nin teyzesini, Eskişehir tren garında boşu boşuna bekletmiş.

Elbette olay bıyıkta değil. Şeyde… Aynı bıyığın bir diğer efsanevi hikayesi vardır ki, o hikaye de Buick’in devasa bagaj hacmi sayesinde yaşanmıştır.






Yorumlar (0)